"Gençlerimizi Memur Olma Yarışından Kurtarmalıyız"
1800’lü yılar… Dünya büyük bir dönüşümde. Telgraf iletişimin mantığını ve hızını değiştirirken; Trenin ulaşımın, petrol, elektrik ve buharlı makinenin icadının ise üretim mantığını değiştirdiği yıllar. Üretim evden fabrikaya taşınıyor. Bireyselliğin yükseldiği, girişimciliğin ortaya çıktığı yıllar. Artık zengin olan devletlerden, krallıklardan değil, zengin insanlardan bahsediliyor.
Artık zenginler, dönemin toprak ağaları olan feodaller değil, bilgiyi, yenilikleri ve ticareti kullanan bireysel müteşebbisler. Peki, aynı yıllarda Osmanlı coğrafyasına, özellikle de Anadolu’ya baktığımızda ne görüyoruz? Elbette, en popüler şey memur olmak. Sırtını devlete dayayacaksın ne de olsa… Ne yazık ki kültür kodumuz bu.
1900’lü yıllar… petrolün artık sanayinin ve ulaşımın vazgeçilmezi olduğu yıllar. Trene, araba ve uçağın ilave edildiği, ulaşımın artık profesyonelleştiği yıllar. Telgrafa telefon gibi bir mucizenin eklendiği ve iletişimin gerçekten domino etkisiyle her şeyi değiştirdiği yıllar. Yani, ticaretin mantığının değiştiği yıllar. Küçülen dünya, dönüşen bir dünya ekonomisi, hızlanan girişimcilik. Devletlerin değil markaların hükümdarlığının oluştuğu yıllar. Bu iletişim araçlarını kullananlar ve eğitimi düzgün olan her gelişmiş ülke vatandaşının en büyük çabası “girişimci” olabilmek. Çünkü, zenginleşmenin tek yolu girişimcilik. Peki, aynı dönemde ülkemizde durum nedir diye baktığımızda; Osmanlının küllerinden doğan ve büyük bir çaba içinde dünyaya entegre olmak isteyen genç Türkiye Cumhuriyeti ve onu muasır medeniyete kavuşturmaya çalışan bir lider… Ancak, kültür kodları öyle kolay değişen bir şey değil ne yazık ki. Bundan dolayı yine ülkemizde en revaçta şey memur olmak… Çünkü, eğitim ekosistemi girişimciliğe teşvik etmiyor. Çünkü girişimcilikten uzak kültür birikimimiz, eğitim ve bilimden, yani merak duygusundan uzak kalan insanımızın girişimci ruhunu öldürmüş. Ve yine bu yıllarda da Türk milletinin en revaçta mesleği memurluk. O yıllarda Anadolu’yu gezen bir Avrupalı gezgin ve yazar Türkleri anlatırken “Türkler ya asker yada memur olmak ister” diye yazmış. Ülke dediğimiz şey sanal bir varlık değildir. Ülkeyi millet oluşturur. Milletin vizyonu ne ise, onun oluşturduğu ülkenin vizyonu da odur. “Hayatımı garantiye alayım; Azıcık aşım, ağrısız başım; Sırtını devlete dayayacaksın” felsefesi ile ne yazık ki gelişen dünya ile aramızdaki fark hiç kapanmadı. ABD ve Avrupa girişimcisi ile zenginleşirken, biz memur olma yarışı ile dünyadan koptuk.
Ve 2000’li yıllar… Yeni bir milenyum. Uzayın, evimizin bahçesi haline geldiği yıllar. Telgraf ve telefonla değişen iletişime, internet gibi bir mucizenin eklendiği çağ. Yani, yine yeni bir iletişim devrimi ile değişen dünya ekonomisi ve yeni bir sosyal yaşam. Deyim yerindeyse “Bir tık’la” değişen sistemler, ülke yönetimleri, sosyal yaşamlar, moda ve kültür… Bir bilgisayarın önünde dünyayı yönetenlerin çağı… Artık, dünyanın en büyük perakende zincirleri bile, yüzlerce şubesi, binlerce çalışanı olan alışveriş merkezleri bile, sanal bir oluşum olan Amazon.com’un cirosuna ulaşamıyor. Artık, dünyanın en zenginleri büyük sermaye grupları petrolcüler, silah üreticileri değil; Aksine, sermayesi sadece bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanma becerisi olan, meraklı, sıradan genç girişimciler. “Garaj Çocukları” denilen bu gençler işte bu yeni dünyanın en büyük değeridir. Artık, meraklı, bilgili, bilgi ve iletişim teknolojilerini çok iyi kullanan ve dahası bunu bir ürüne dönüştürme isteği olan girişimci gençlerin borusunun öttüğü yeni bir dünya. Gelişmiş ABD ve Avrupa ekonomilerinde girimci olmak zaten bir kültürdü, bu kültür hızlanarak devam ediyor. Bunu anlayan devletler, bu insanların yetişeceği bir eğitim ekosistemi kurmak için büyük çaba harcıyorlar ve sonucunu da alıyorlar. Bunu gören yükselen Asya ekonomileri aynı mantıkta gidiyorlar. 80’li yıllarda yarışa yarı seviyede başladığımız Güney Kore- hatta bizden daha gerideydi- şimdi bilimde, bilgi ve iletişim teknolojilerinde, girişimcilikte ve bunların yarattığı ekonomik büyüklükte bizi geçti gitti. Bunun nedenleri neler midir? Elbette, son 200 yıldır olduğu gibi, bugün de ülkemizde en revaçta olan şeyin ne olduğuna bakmak gerekir. Yüz binlerce gencimiz dünyanın ICT-Bilgi ve iletişim teknolojileri ile girişimcilikle uçtuğu bir çağda yine memur olma yarışına sokulmuşlardır. KPSS çılgınlığı almış başını gitmiştir. En büyük zenginliğimiz demiyorum; Tek büyük zenginliğimiz olan gençlerimiz memuriyet sınavlarında erimektedir. İnsanımızın girişimci ruhu yok edilmektedir. Dünyada Ar-Ge’yi yapan Fen Edebiyat Fakültelerinin Fizik, Kimya, Matematik, Biyoloji mezunları ne yazık ki ülkemizde polis olma yarışına girmişler. Peki, sormak isterim Türkiye’de Ar-Ge’yi kim yapacak? Teknoloji ile girişimciliği birleştirerek üretimi dönüştürecek olan mühendisler ilgisiz kamu kurumlarında memur olmayı “geleceklerini garanti altına almak!!!” olarak kabul etmektedirler. Bu gençler nasıl bu noktaya getirilmiştir, nasıl bir eğitimle bu gençler böyle bir ruh haline gelmiştir? Biyoloji mezunu bir gencimizin Maliye Gelir Uzmanlığı sınavlarına hazırlandığını öğrenince ne hissedersiniz? İnsan israfı başka israfa benzemez, bedeli ağır olur… Yani, 200 yıldır, dünya girişimcilikle zenginleşirken, biz insanımızı memur olma yarışına soktuk. Ve bunun bedelini insanımızla, toprağımızla ödedik. Son 200 yıllık tarihimizin haritamıza bakın derim. Ve büyük devlet adamı Atatürk’ün 90 yıl önce İzmir İktisat Kongresindeki şu sözlerini hatırlatmak isterim; “Türk tarihi incelenirse, bütün yükselme ve çöküşlerin nedenleri bir iktisat yani ekonomi meselesinden başka bir şey değildir”.
2013 yılı ve yeni bir dünya önümüzde. Artık bu fırsatı kaçırmayalım ve toplum olarak 200 yıllık hataları yapmayalım. Gençlerimizi memur olma yarışından kurtaralım. Ülkemizin girişimcilere, özellikle genç girişimcilere ihtiyacı vardır. Fikirlerini ürüne dönüştürecek ve bunu markalaştırarak dünyaya satacak insanlara ihtiyacımız var. Günümüz bilgi ve iletişim teknolojileri artık herkese bu imkanı veriyor. Gereken şey para değil, fabrika değil, ham madde değil… Gereken şey bilgi ve merak… 100 yıla yaklaşan Cumhuriyet tarihimiz boyunca 1 milyon 250 bin girişimci yaratabilmişiz. Japonya’nın girişimci sayısı 5 milyondan fazla. Kadınlarımızın sadece yüzde 25’i ekonominin içinde; Gelişmiş ülkelerde bu yüzde 65’lerde. İşte zenginliğin nedenleri bunlardır. Biz, bırakın değer yaratmayı, elimizdeki değeri ve zenginliği kullanamıyoruz. Peki, nasıl dünyanın ilk 10 ekonomisi içine gireceğiz? Kimle bilim yapacağız? Hangi girişimci ile dünya ekonomisi olacağız? Elbette olumsuz sonuçları sadece devletin, sadece toplumun, sadece eğitim dünyasının eksiği olarak görmek haksızlık olur. Bu hepsinin bileşiminden kaynaklanan bir kültür sorunudur. Bu kültürü değiştirmeden, girişimciliği özendiren bir ekosistem kurmadan yeni girişimci yaratamayız. Eğitimde kılık-kıyafet gibi kabuk meselelerle değil, özle ilgilenmeliyiz. Öğrencilere I-Pad vermeli ama onları bilgiye ulaşma ve bunun onların tüm dünyasını değiştirecek olan güç olduğu düşüncesini de onlara vermeliyiz. Aksi taktirde bunlar bir atariden öteye gitmez.
Mersin'den ve Dünya'dan haberiniz olsun!


