Sağ Banner

Haber Mersin

Mersin

Yerel seçimlere doğru Mersin Siyasetinin dünü, bugünü. 1999, 2004'de yaşananlar ve 2009 analizleri.

Mirza Turgut'un Dev Yazı Dizisinin Tamamı

Yerel seçimlere doğru Mersin Siyasetinin dünü, bugünü. 1999, 2004'de yaşananlar ve 2009 analizleri.

BÖLÜM 1

2004 yerel seçim sonuçları, siyasal ve sosyal araştırmacılar için altın değerinde bir süreçti. Özellikle siyaset bilimcilerin bu konuda çeşitli tezler hazırlaması gerekiyor diye düşünüyorum.

1999 seçim sonuçları için Avrupa’nın kimi üniversiteleri başta olmak üzere, yabancı gazeteciler çeşitli araştırmalar yapmıştı.

Ancak şu ana kadar, 2004 yerel seçim sonuçlarına ilgi duyan gazeteci ya da akademisyenle karşılaşmadım.

1999 seçimlerinden sonra Büyükşehir ve Yenişehir DSP, Akdeniz Hadep, Toroslar MHP gibi, demokrasi açısından son derece sevindirici bir sonuç çıkmıştı.

MHP ve Hadep üyeleri Büyükşehir belediye meclisinde ortak kararlar alabiliyorlardı.

İşte bu durum, özellikle yabancı ülkelerdeki gazeteci ve akademisyenlerin dikkatini çekmişti.

Bu satırların yazarı da sık sık bu somut duruma atıfta bulunurken, Ulusal medya ve Ulasal siyasetin ilgisizliğini de eleştirmişti.

1999’da seçim sırasında siyasal olarak ters kabul edilecek, dengeleri alt üst edecek, genel kanaatleri sarsacak herhangi bir olağanüstülük yaşanmadı.

Sadece seçim sonuçları olağanüstü sayılmalıydı ve zaten sonucu ilginç yapan da seçim sonrası oluşan yerel yönetimlerin bir nevi yeni bir yerel demokrasi modeli olmasındaydı.

2004 seçimleri ise bu tablo değişti.. Toroslar MHP’de kaldı, diğer belediyeler CHP’nin oldu.

Ama 2004 seçimlerinin temel özelliği, seçim ortamında “doğal seçmen ittifakının” oluşmasındaydı.

Doğal seçmen ittifakı Toroslar’ı MHP’ye diğer belediyeleri CHP’ye kazandırmıştı.

2004 seçiminin en önemli özelliği, MHP’ye oy veren seçmenin Büyükşehir’de CHP adayı Macit Özcan’a oy vermesiydi.

Aynı şekilde AKP seçmeninin bir kısmının da Macit Özcan’a oy verdiği biliniyor.

Bu sonuçlar Mersin’de günlerce tartışıldı.

Hatta Macit Özcan ile Hamit Tuna’nın işbirliği yaptığına dair akla ziyan senaryolarda servis edildi.

Öte yandan AKP’nin o zamanki İl ve Merkez ilçe örgütünün neredeyse tamamı, kendi Büyükşehir adayı Mahmut Arslan’a çalışmadı, çalışmadığı gibi, hemen her yerde yüksek sesle oy vermeyeceklerini açıkladılar.

Bu arada MHP içindeki bir kanadın, kendi adayları Behiç Çelik yerine , CHP’nin adayı Macit Özcan için çalıştığı da kulislerde yer etti..

Kısacası 2004 seçimleri sırasında, bildik siyasi tavırlar, siyasi duruşlar yerle bir oldu ve siyasi –ideolojik düzlemde bir seçim değil de, etnik-mezhepsel, bölgecilik temelinde bir duruş sergilendi.

Buna yerliler, Araplar ve Anadolu Alevilerin ittifakı da denilebilir.

Peki MHP ve AKP tabanını CHP adayı Macit Özcan’a yönelten neydi?

Niçin, sıkı MHP’liler örneğin kendi adayları Behiç Çelik’e değil de “Kötünün iyisi” şeklinde Macit Özcan’a oy verdiler?

Bu soru çok önemli ve aslında 2004 seçimlerinin temel gidişatını sorunun cevabı belirmemiştir..

FİKRİ SAĞLAR’IN ADAYLIĞI

1999 yılında belediye başkanı olan Macit Özcan, 2001 yılı Aralık ayında ortaya çıkan sel felaketinden sonra Mersin’e gelen afet yardımları sayesinde kimi icraatlar yaptı.

Cumhuriyet meydanı, Macit Özcan spor tesisleri, Sahildeki o ünlü park gibi.

Bu tesisler Özcan için önemli bir sükse oldu.

Mersinliler için Macit Özcan gözle görünür işler yapmıştı.

Tüm bu icraatlar 2004 seçimlerinde Özcan’ın hanesine artı olarak geçti.

Ancak, MHP, AKP, DYP; ANAP seçmeninin Özcan’a yönelmesinin tek nedeni bu değildi.

Esas neden, Fikri Sağlar’ın Dehap destekli Büyükşehir adayı olmasıydı..

Sağlar’ın çok önemli bir aktör olarak Mersin sahnesinde yerini alması, derin devletin Mersin için yeni yeni provakasyonları için çok elverişli bir zemin yaratmıştı.

Öyle senaryolar kurgulanıp, hayata geçirildi ki, hemen her partinin seçmeni, bir biçimde Macit Özcan’a mecbur edildi.

İlginç olan derin operasyonların hemen tüm partilerin içinde etkili olmasıydı.

AKP İl ve Merkez ilçe yönetimlerinden tutunda, MHP içindeki bir kanada ve tabi çok daha ilginci Dehap genel merkezinin de bu oyunların içinde olmasını kadar çok geniş bir zeminde kurgulandı bu planlar.

HER ŞEY 1999 SEÇİMİNDE ADLİYEDE BAŞLADI.

2004 seçimlerindeki siyasi kaymaların nedeni aslında 1999 seçimleri sırasında yaşanlarla da gizliydi.

Bu nedenle 2004’de ortaya çıkan “doğal seçmen ittifakı”nın nedenleri açıklamaya muhtaçtır.

Yani nasıl oldu da MHP, AKP, ANAP, DYP seçmenleri CHP’nin Büyükşehir ve diğer adaylarına oy verdiler de, niçin kendi adaylarını tercih etmediler?

Bütün bunların nedeni, Türkiye’de yaşanan Kürt sorunu ve Mersin’de Kürt yurttaşların siyasi zeminde, yani seçimlerde iddialı bir güç durumuna gelmeleridir.

Şimdi hep birlikte hafızalarımızı yoklayalım ve o günkü gelişmelere geri dönelim.

18 Mart 1999 akşamı Televizyonlar Türkiye’nin her yerinden seçim sonuçlarını bildirmeye başladılar.

İlerleyen saatlerde hemen her ilin belediye başkanları belirlendi. Ama Mersin sonuçları bir türlü açıklanmadı.

İkinci günü Toroslar, Yenişehir ve Akdeniz’de durum netleşmişti.

Toroslar MHP, Yenişehir DSP , Akdeniz Hadep’indi ..

Kulislerde bunlar konuşuluyordu ama henüz bu üç ilçenin sonuçları açıklanmamıştı.

Ancak ikinci günün akşamına doğru, üç ilçenin belediye başkanlarının kesinleştiği haberleri gelmeye başladı.

Evet Hadep, Akdeniz belediyesini almıştı.

BÖLÜM 2

Akdeniz'de Hadep'in alması, aslında Büyükşehir'inde haberci gibiydi.
Çünkü, dışarıya sızan haberlere göre, Büyükşehir’i zaten Hadep almıştı.

TRT’nin haber bültenlerinde “Büyükşehir HADEP’in” diye sık sık haber verilmişti.

Ancak zaman zamanda MHP’nin kazandığı servis ediliyordu.

Bir arada DSP ve CHP’nin kazandığı TV’lerde duyuldu.

Yani Mersin Büyükşehir seçim sonuçları HADEP, CHP, MHP ve DSP arasında gidip geliyordu.

İyi de 81 İl’de oyları çok kısa bir süre içinde sayıp, sonuçları açıklayan İl seçim kurulları, niçin Mersin’de sonuçları açıklayamıyordu?

Sorunun cevabını kimse bilmiyor, ya da doğru ifade ile herkes biliyordu!

Dolayısıyla herkesin kafasından derin kuşkular, şüpheler oluşmuştu.

Evet, Adliye’den sızan bilgilere göre Mersin’de çok ilginç bir sonuç ortaya çıkıyordu;

Hadep, Akdeniz’den sonra Mersin Büyükşehir belediye başkanlığını da çok az bir farkla da olsa alıyordu.

Demokrasi açısından Hadep’e mazbatanın verilmesi gerekiyordu ve bu durum bekleniyordu.

Aradan 4 gün geçmişti.

BOMBA İHBARI YAPILDI

CHP adayı Şefik Zengin, DSP adayı Macit Özcan, MHP adayı Erdal Yıldızlı ve Hadep adayı Alaaddin Erdoğan, taraftarları ile birlikte Adliye önünden ayrılmıyorlardı.

Tam bu sırada “Adliye’de bomba olduğu” söylendi ve basın dahil herkes adliye dışına çıkarıldı.

Ama tam da bu sırada ilginç sahneler ortaya çıktı.

“Adliyede bomba var” denilerek, orada bulunan herkes uzaklaştırılırken, içeriye, dönemin valisi Şenol Engin, dönemin Donanma ve Garnizon komutanı, dönemin jandarma komutanı, dönemin kültür bakanı İstemihan Talay içeri giriyordu.

Yani, Adliye’de var olduğu söylenen bomba herkes için zararlıydı ama devlet protokolü açısından zararlı değildi..

Evet, o zamanlar başbakan Ecevit’ti.

İstemihan Talay’da Ecevit’in en yakınında duruyordu.

Milletvekili seçim sonuçları da belli olmuştu.

Talay ve iki arkadaşı olmak üzere DSP Mersin’den üç milletvekilini garanti etmişti.

Bir hatırlatma yapalım, 1999 seçimlerinde milletvekili ve belediye seçimleri bir arada yapılmıştı.

DSP o zamanlar azınlık hükümeti durumundaydı.

Ama 1999 seçimlerinin ilk gecesi milletvekili seçim sonuçları kesinleşmiş ve DSP Türkiye genelinde birinci parti olarak seçimlerden çıkmıştı.

Bu durumda DSP’siz koalisyon hükümeti kurulamazdı ve Ecevit yine başbakan olacaktı.

Bu hatırlatmayı yapmamın nedeni, bomba ihbarı sonucunda, herkes uzaklaştırılırken, adliye girenlerden diğer devlet erkanı ile birlikte Ecevit’in adamı Talay’ın olmasıydı.

ŞENOL ENGİN KOMUTAN KAVGASI

Mersin gibi stratejik özelliği olan bir ilde Akdeniz belediye başkanlığından sonra

Büyükşehir belediye başkanlığının da Hadep’de olması, devleti rahatsız etmişti.

Yani aslında bu reel durum bir nevi devlet krizi haline dönüşmüştü.

Bu nedenle seçim sonuçları açıklanmıyor, bomba ihbarı falan yapılıyordu.

Zaman ilerledikçe Türkiye kamuoyu “ Mersin’de neler oluyor?” diye sormaya devam ediyordu.

Bunun için mutlaka bir çözüm bulunmalıydı.

Bomba ihbarı ve ardından gelen süreç bu nedenle yaşandı.

Biz şimdi yeniden bomba ihbarı sonrası Adliye’ye dönelim.

Devlet erkanı adliye girdiğinde, seçim sonuçlarını nasıl müdahale edileceği konuşuldu.

Bu arada sert tartışmalar çıktı.

KAYNAK ANLATIYOR

Tam da o gün, Kültür bakanı İstemihan Talay’la birlikte bomba ihbarından sonra adliye giren ve seçim sonuçlarına nasıl müdahale edildiğine tanık olan adı bende saklı bir kaynağım, yıllar sonra bana orada yaşananları anlattı……..

Yaşananları tahmin edebiliyorduk, ama kaynağımın anlattığı şekilde tartışmaların olduğunu ve işin yumruklaşmaya kadar gittiğini bilmiyordum.

Kaynağıma göre Adliye’de şunlar yaşandı:

Dönemin valisi Şenol Engin, Akdeniz belediye başkanlığını Fazıl Türk’ün kazandığını ve bu nedenle ilan edilmesini istemişti ve zaten bu sonuç ilan edilmişti..

Büyükşehir’de de Hadep’in yaklaşık 1000 oy farkla seçimi aldığı görülüyordu.

Mersin Büyükşehir belediye başkanlığı Hadep’e verilmeyecekti.. …Ama nasıl olacaktı? Yeni başkan hangi partiden olacaktı?

Bu nedenle bomba ihbarı projesi devreye girmişti…

SEDAT PEKER SEÇİMLERE MÜDAHALE ETTİKLERİNİ DOĞRULADI

Burada hemen bir parantez açmak istiyorum..

1999 seçimlerinden 4 yıl sonra, halen Ergenekon davasından tutuklu bulunan mafya lideri Sedat Peker, bir arkadaşı ile telefonda konuşurken, 1999 seçimlerinde Mersin’de yaptıklarını anlatıyor…

Anlattıklarının tamamı, Ergenekon iddianamesinin içine girmiş durumda…

Sedat Peker 2003 yılında telefon görüşmesi yaptığı arkadaşına aynen şu sözleri söyler:

“Mersin’de 1999 seçimlerine müdahale ettik ve bomba ihbarı yaparak Hadep’in elinden alınmasını sağladık”

Şu anda devam eden Ergenekon iddianamesinde Sedat Peker’in telefondaki sözleri yer almaktadır..

Mersin bu şekilde meşhur Ergenekon davasına girmiş oldu..

Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra tekrar, o gün adliyede yaşananlarla ilgili kaynağımın anlattıkları dönelim..

Kaynağım şunları anlattı:

Vali Şenol Engin ile dönemin Garnizon komutanı arasında, Hadep’e seçimlerin verilip verilmeyeceği konusunda sert tartışmalar çıktı.

Vali Şenol Engin, demokrasi gereği seçim sonuçlarına müdahale edilmemesi gerektiğini dile getirirken, komutanla tartışıyordu..

Tartışma sertleşince, komutan Vali’nin üstüne yürüyor….

O kadar sert tartışmalar oluyor ki, komutan vali’ye tokat atıyor..

Sonra diğer yetkililer araya giriyor…

Yumruk olayından sonra sinirler iyice geriliyor.

Bir süre bekleşiyorlar…..

Komutanı diğer yetkililerde destekleyince Vali Engin sessiz kalmaya başlıyor.

Dolayısıyla ilk adım olan Hadep’e verilmemesi konusundaki sert tartışmalardan sonra bir biçimde ittifak sağlanıyor.

BÖLÜM 3

Evet, Hadep’in elinden alınacak olan seçim kime verilecekti?

Bu da önemli bir sorun olmuştu.

Çünkü 4 parti de hemen hemen eşit oylar almışlardı.

Kimse MHP’ye verme yanlısı değildi.

Ama iddialara göre, Hadep’ten sonra, en çok oyu CHP adayı Şefik Zengin almıştı.

Dolayısıyla Şefik Zengin’e verilebilirdi. Kimi iddiaları göre Şefik Zengin bunu kabul etmemişti.

Burada bir not düşmek istiyorum. Şefik Zengin’e teklif yapıldığı ama Zengin’in “bunu demokrasi açısından içime sindiremem “ diyerek reddettiği şehir efsanesi olarak uzun yıllar konuşuldu …. Bende şu ana kadar Şefik Zengin’e ulaşıp, böyle bir şeyin olup olmadığını doğrulatamadım…

Zengin’e ulaşıp, cevabını aldığım zaman, burada yazacağım.

1999 milletvekili seçimlerinden DSP birinci parti çıkmıştı ve o an başbakan halen Bülent Ecevit’ti..

Dolayısıyla DSP adayı Macit Özcan’ın seçimi kazanmış sayılması her açıdan akla yatkın ve hiçbir sakınca oluşturmuyordu.

Daha sonra yapılan açıklamada seçimi DSP’nin kazandığı ilan edilmişti.

Evet, kaynağımın anlattıkları kısaca böyle ve zaten yıllardır kentin derin kulislerinde konuşulan bilgilerdi.

Ama Vali ile Komutan arasındaki kavgayı bende ilk defa duymuştum..

Daha sonraki bir çok gelişme, bomba ihbarı sonucunda Adliye’de yaşananları bir biçimde desteklemiştir.

En sonunda Ergenekon sanığı Sedat Peker’in bunu çok açık itiraf etmesi bu gelişmelerden sadece birisidir.

ŞENOL ENGİN SÜRÜLDÜ VE CEZA ALDI

Bir başkası ise dönemin Cumhurbaşkanı Demirel tarafından korunan ve 6 yıldır Mersin’de görev yapan “güçlü Vali” Şenol Engin’in 1999 seçimlerinden iki yıl sonra apar topar açığa alınması ve ardından dava açılarak 4 yıl gibi bir ceza almasıdır.

Daha başka gelişmeleri “Göçler ve Mersin Tarihi” kitabımda ayrıntıları ile anlattım

Ama burada da kısaca değinmek gerekiyor.

Hadep’in Akdeniz’i alıp, Büyükşehir’de “iç tehdit” olmasından sonra, “Mersin’in geleceği konusu” MGK’da görüşüldü ve bir Mersin konseptti geliştirildi.

İşte o günden bu yana Mersin’de kalkınma paradigması terk edildi ve güvenlik paradigması geçerli oldu.

Ve tam da o günden sonra Mersin’de bir çok gelişme arka arkaya geldi.

Mersin serbest bölgesinin birden bire kaçakçılığın merkezi olduğu haberlerini okumaya başladık.

Amaç, serbest bölgeyi atıl hale getirerek, iş ve aş bulmak için süren iç göçü azaltmak ve hatta geri göndermek..

Dikkat edilirse, 1999’dan bu yana Mersin serbest bölgesi çok ama çok gözden düşürüldü. Ve şu ana kadar Mersin’de hemen hiçbir yatırım olmadı.

Mersin limanının özelleştirilmesi güvenlik paradigması yerin kalkınma paradigmasının almaya başlamasını gösterdi.

Ama halen güvenlik ön planda.

Kuşkusuz Mersin, siyasi coğrafya olarak son derece kritik bir yerde.

Bir yandan Kuzey Irak’lı Kürtlerin, liman vasıtasıyla Dünya’ya ulaştıkları merkez, öte yandan Kıbrıs sorunun göbeğinde. Dahası Lübnan gibi çatışma merkezine en yakın il.

Bir de buna 1999 seçimleri ve sonrasında “Kürtlerin iç tehdit” olması durumunu eklediğinizde, Mersin’de güvenlik paradigmasının niçin geçerli olduğu çok net olarak ortaya çıkar..

Mersinli iş dünyasının Mersinin kalkınması için yıllardır uğraşıp, hiçbir sonuç alamamasının nedeni de buradadır.

Ne yazık ki iş dünyası daha yeni yeni olayların arka planını fark etmeye başladı.

Son yıllardaki geliştirdikleri vizyon bunu gösteriyor.

1999 seçimleri sonrası yaşanan gelişmelere yeniden dönüyorum:

MGK’DA MERSİN GÖRÜŞÜLDÜ

Buna göre, Mersin’deki Kürtler bir biçimde geri gönderilecek ve gelecek seçimlerde etkili olmalarının önünü geçilecekti.

Bunun için, Kürt kökenli öğretmen, Kürt kökenli doktorların sürgünü başta olmak üzere, Belediyelerin sınırlarının değiştirilmesi projesi; ardından Hadepli muhtarların görevden alınması; seyyar satıcıların kent merkezinden temizlenmesi gibi, MGK konseptinin hayata geçmesini sağlayan kimi uygulamalar arka arkaya geldi.

Bu uygulamaları, Hadep’e Akdeniz belediye başkanlığını veren ve Büyükşehir’de de verme yanlısı olan Şenol Engin döneminde olamazdı?

Bu nedenle, Şenol Engin, kendisinin de cevap bulamadığı bir nedenle görevden alındı.

Ama görevden alınmakla kalmadı, daha sonra uyduruk bir dava açıldı ve 4 yıl ceza aldı.

Yani , yıllarını devlete hizmet etmekle geçirmiş bir bürokrat, sırf demokrasiye, seçim sonuçlarına bağlı olduğu için cezalandırılmıştı..

Üstelik ne Mersin kamuoyu ne de kendisi en azından sürgün edildiği günlerde bunun farkında değildi.

Peki Vali Şenol Engin, çok uzun süre niçin sürgün edildiğini anlamamıştı?…

Şu anda anlayıp anlamadığını da ben bilmiyorum…

Şenol Engin, 6 yıldır Mersin’de sevilen bir vali olmuştu.

Hemen herkesle çok sıkı, uygar ilişkiler kurmuştu.

Milli Güvenlik Konseyi’nde görüşülüp, Mersin için uygulamaya konulacak olan “Devlet planını” hayata geçirecek düzeyde sert uygulamalara imza atamazdı.

Ayrıca 6 yıldır Kent dinamikleri ile kurduğu ilişkiler de buna müsait değildi.

1999 seçimlerindeki tutumu nedeniyle bir biçimde cezalandırılması gerekiyordu..

İşte bu nedenle Şenol Engin sadece sürgün edilmedi, aynı zamanda hakkında dava açılarak,”kötü adam” oldu.

Yerine söz konusu “yeni devlet projesini” hayata geçirecek, bir vali ile emniyet müdürü getirildi.

Buradaki gidiş gelişlerin öyküsünü detaylı olarak 2005 yılında yayınlanan “Göçler ve Mersin Tarihi” kitabımda ele aldığımı bir kez daha hatırlatmak isterim.

AKINKÜÇÜKBARAK DÖNEMİ

Yeni emniyet müdürü, Mersin’de bir biçimde faşizm estirmeye başladı.

Öyle yetkiler kullandı ki bazen vali, bazen belediye başkanı oldu.

Çünkü, Mersin’e gelirken, böyle yetkiler kullanacağı sözünü aldığını iddia ediyordu.

Bu kadar pervasız, bu kadar gözü dönmüş bir biçimde hareket etti.

Mersin’deki Kürt işadamlarının soluk alışlarını bile izlediği söylendi.

Kendini eleştirecek, muhalefet edecek kişi ve kurumları “Kürtçü ve PKK’lı olmakla” basının önünde suçladı.

Bu satırların yazarını ve Kent Radyo’yu da PKK’lı olarak niteledi.

Yani tam bir cadı avı başlattı..

Emniyet müdürünün kişisel cadı avı politikası öyle bir aşamaya geldi ki, sonunda buna Vali Akif Tığ ve Büyükşehir Belediye başkanı Macit Özcan’da isyan etti.

Akif Tığ’a düzmece raporlarla 22 Muhtarı görevden aldırdı.

Ardından Kentin sınırlarının değiştirilmesi için yen bir projeyi piyasaya sürdü.

Bu durum, kentin diğer yöneticilerini de rahatsız etti..

Dönemin Akdeniz belediye başkanı Fazıl Türk’e yapmadığını bırakmadı.

Seyyar satıcıları şehir içinden temizliyorum, çünkü bunların hepsi PKK’lı diye, övünerek propaganda yaptı.

Ve tabi bu uygulamaları yaparken, el altından kulislere, “Kürtleri geri göndereceğiz..

Bunlar Mersin limanında, Serbest bölge de çok etkili oldular. Buralardan sökeceğiz” şeklinde psikolojik yönü ağır basan propagandalar yaptırdı..

Sonunda Mersin öyle bir hale geldi ki, her şeyin sorumlusu Kürtler ve bu bir tehlikedir.

En kısa bir zamanda tehlikeden kurtulmalıyız.

Bu propaganda çeşitli yol ve yöntemlerle kentin tüm dokusuna yayıldı.

İşte 2004 seçimlerine böylesi bir sosyal-psikolojik ortamda gidildi.

Bir süre sonra 3 Kasım 2002’de AKP hükümet oldu .

AKP’nin hükümet olması ile birlikte Mersin için gündeme getirilen “derin devlet planı” sahipsiz kaldı.

Ancak 1999 sonrası başlatılan ve Küçükbarak döneminde hızlanan psikolojik harp ve propaganda çeşitli yol ve yöntemlerle kentin tüm dokusuna yayıldı.

İşte 2004 seçimlerine böylesi bir sosyal-psikolojik ortamda gidildi.

2004 seçimlerinin ana teması, “Kürtler gelmesinde ne olursa olsun” oldu.

Fikri Sağlar’ın Dehap destekli aday olması ise bu işin tuzu biberiydi.

Bu arada ünlü iş adamı Mahmut Arslan’ın AKP adayı olması da mevcut propagandayı güçlendirdi.

Kürt tehlikesi, MHP,AKP,ANAP,DYP; GP tabanında çok etkili oldu ve 2004 seçimlerine böylesi siyasi bir ortamda gidildi.

İşte onun için MHP’li seçmen Toroslar’da kendi adayına Büyükşehir’de Macit Özcan’a oy verdi.

Çünkü Büyükşehir’de kendi adayına oy verirse, seçimi kazanmayacağını, ama öte yandan Dehap destekli Fikri Sağlar’ın kazanacağına inanıyordu.

AKP’nin il ve merkez ilçe yöneticileri ile birlikte önemli bir seçmen kitlesi de böyle düşündü.

Yani 1999’da ortaya çıkan gelişmeler ve sonrası, aslında bir biçimde Mersini 2004 belediye seçimlerine hazırlamıştı.

Bu hazırlanış, “Yerli-Arap ve Anadolu Alevi’sinin fiili, doğal ittifakı demekti.

Buna doğal seçmen ittifakı da diyebiliriz.

1999 ve sonrası böylece 2004’deki seçimlerin ana karakterini belirlemişti.

Bir çok insan 2004 seçim sonuçlarına bakarak komplolar üretmişti.

Bunlardan en ilginci, Macit Özcan’la Hamit Tuna’nın gizlice anlaştığına dair “akla ziyan” fikirlerdi.

Böyle komploların üretilmesinin nedeni, seçmen tercihlerinin akla uygun olmaması idi.

Çünkü 2004 seçimleri siyasi partilerin programı ve adayların iddiaları üzerine değil, Kürt tehlikesine karşı sığınacak liman arayışı doğrultusunda gelişmişti.

Dehap’da halktaki “korku” imajını güçlendirmek için elinden geleni yapmıştı.

BÖLÜM 5

Yazımın esas amacının 2004 seçimlerinde yaşananları anlatmak olduğu halde, üç gündür, 1999 seçim sonuçları ve sonrası gelişmeleri anlattım.

Anlatmak zorundaydım..


Çünkü başka türlü 2004 seçimleri sırasında siyasi partilerin içinde ortaya çıkan “ilginç yönelişleri” anlatamazdım.

Buraya kadar yazdıklarımın iki kelime ile tekrar edersem: 1999 seçim sonuçları Mersin’de “Kürtler geliyor” şeklinde bir algının toplumun tüm dokusuna yayıldığı bir gerçek.

Daha sonraki günlerde de Mersin için özel politikalar geliştirildi.

Bu dönemin siyasi ruhunu daha iyi gözler önüne sermek için şu gelişmeye dikkatinizi çekmek isterim: Fazıl Türk 18 Mart 1999 seçimlerinden sonra, Akdeniz belediye başkanı olarak mazbatasını aldı ama, 2003 yılının Aralık ayına kadar devlet tarafından resmen tanınmadı.

AKP hükümeti, 2002 Aralık ayında kuruldu. Bunun Mersine yansıması önce Emniyet müdür Akın Küçükbarak, sonra da Vali Akif Tığ’ın görevden alınması oldu.

Yeni Emniyet müdürü Süleyman Ekizer ile dönemin valisi Atilla Osman Çelebioğlu, 2003’ün Aralık ayında, FazılTürk’ü makamında ziyaret ettiler. Böylece 4.5 yıl sonra devlet resmen Fazıl Türk’ü tanımış oldu.

2000 ve 2002 yılları arası Mersin her açıdan tıkanmıştı..

Kabul etmek gerekir ki bu sert günlerde, Büyükşehir belediye başkanı Macit Özcan, Toroslar belediye başkanı Mustafa Demirci ve Akdeniz belediye başkanı Fazıl Türk, son derece olumlu, ılımlı ve uzlaşmacı bir tutum takındılar.

Söz konusu yanlış algı ve düşünüş kalıpları belediye başkanlarının olumlu tutumları nedeniyle daha ileri boyutlara ulaşmadı.

2004 seçimlerine böylesine bir siyasi-pskolojik arka plan ortamında gidildi.

FAZIL TÜRK’ÜN ADAYLIĞI NİYE GERİ ALINDI?

2004 seçim günlerine girildiğinde çok ilginç gelişmelere sahne oldu Mersin siyaseti.

O günkü ortamda çoğumuzun dikkatinden kaçan ve aslında seçimin rengini belirleyen siyasi gelişmeleri dikkatinize sunuyorum.

SHP-DEHAP İŞBİRLİĞİ.

Seçimler yaklaşırken SHP genel merkezi ile Dehap genel merkezinin seçim ittifakı kurduğu haberleri geldi.

Birkaç gün sonra da SHP genel sekreteri Fikri Sağlar’ın Dehap destekli Mersin Büyükşehir adayı olduğu açıklandı.

Bu çok önemli bir gelişmeydi. Bütün ezberler bozuluyordu..

Yıllarca milletvekilliği ve bakanlık yapmış, Mersin’in yerlisi olan Fikri Sağlar, SHP genel sekreteri olarak Dehap destekli Büyükşehir adayı oluyordu.

1999 seçim sonuçları ve 2002 milletvekili seçimleri sırasında Dehap’ın aldığı oylar dikkate alındığında ve CHP’ye küsen bir çok sol seçmenin Fikri Sağlar’a yöneleceği de dikkate alındığında kazanma şansı olabilirdi.

Ama bunun için Sağlar’ın alt belediyelere de çok iyi adaylar önermesi gerekiyordu.

Akdeniz’de Fazıl Türk kilit bir roldeydi.

Çünkü , her şeye rağmen, Fazıl Türk kendini Mersinlilerle kabul ettirmişti. Vatandaşlar onun Dehap’lı olduğunu bilmesine rağmen, kendilerinden biri görmeye başlamıştı. Yani o günlerin Dehap dili ile konuşacak olursak, Fazıl Türk “Mersinlileşmişti”

Dolayısıyla Türk, tüm Mersini kucaklamıştı.

Fikri Sağlar Büyükşehir’e aday olurken, bunu çok iyi biliyordu ve Fazıl Türk’ün Akdeniz adayı olduğu sözünü alarak, Büyükşehir adayı olmuştu.

Adayların belirlenmesine 10 gün kala Dehap’ın SHP ile birlikte metropol meydanında düzenlediği mitingde, hem Fikri Sağlar SHP’nin Büyükşehir adayı olarak tanıtılmış hem de Fazl Türk’ün eli kaldırılarak Akdeniz adayı olduğu söylenmişti.

Fazıl Türk’ün sinerjisi Fikri Sağlar’ın popülerliği ile buluşmuştu.

Bu ikili, yanlarına Yenişehir ve Toroslar için iki önemli adayı da aldığında, Büyükşehir’de çok iddialı olabilirdi.

FAZIL TÜRK ENGELLENDİ

Ama olmadı .. YSK’na aday bildirmenin son günü, son saati, Dehap Akdeniz adayı olarak Fazıl Türk yerine, Mersin seçmeninin tanımadığı, bilmediği ve üstelik “Şahin kanattan” olarak bilinen Kemal Peköz’ü aday gösterdi.

Bu haberi duyan Fikri Sağlar, çok tepki gösterdi ama iş işten geçmişti.

Her nasıl olduysa olmuş, Dehap genel merkezinin şahin kanadı, Herkesin beğendiği, taktir ettiği, toplumsal uzlaşma için çok önemli adımlar atmış, Fazıl Türk yerine, kimsenin tanımadığı, üstelik şahin olarak birini aday gösteriyordu.

Çok açık olarak halkın mesajı şöyle algılaması istenmişti: “bildiğimiz tanıdığımız sevdiğimiz Fazıl Türk’ü göstermiyorlarsa, o zaman bunların niyetleri, dertleri başka”

Nitekim mesaj tam 12’den vurdu.

O andan sonra “Kürtlerin Mersini ele geçireceği”söylemi, Fazıl Türk’ gibi birine de tahammül bile edemiyorlar, onun için Şahin birisini koydular söylemi ile bütünleşmişti.

Bu aslında sadece Fikri Sağlar ve Fazıl Türk’ün önünü kesmek değil di aynı zamanda Mersin seçimlerine “dıştan” bir biçimde müdahale anlamına geliyordu.

Dehap, niçin Fazıl Türk yerine başka bir aday koymuş ve bunu çeşitli kandırmaca yöntemlerle yapmıştı?

Bu sorunun cevabı, Dehap yöneticilerinin şahin kesiminin neyi nasıl değerlendirdiği ve kimlerden etkilendiği sorusu ile doğrudan ilgilidir.

MHP’DEN ÇATLAK SESLER

2004 seçimleri öncesi gariplikler Dehap’la bitmiyordu.. Başka bir gariplikte MHP içinde ortaya çıktı.

AKP’nin adayı Mahmut Arslan olarak belirlendiği saatlerde, o zamanlar MHP’de üst düzey yöneticilik yapan bir eski milletvekili beni telefonla aradı.

Biraz sohbetten sonra, kendisinin yolda olduğu için gelişmelerden haberdar olamadığını, AKP adayının kim olduğunu sordu.
Bende “Mahmut Arslan olarak açıklandı” dedim.

Bana” nasıl biri diye?”sordu, “Bende iyi bir insan dedim”

Der demez, makinalı tüfek gibi “ ne iyi adam kardeşim, adam PKK’lı .. Adam Barzani’nin ortağı.. Elimde belgeler var. müsaitsen yanına gelip, belgeleri göstereceğim..

2 saat sonra Kent Radyo’ya ziyaretime geldi…

Biraz sohbetten sonra, bana bazı belgeler gösterdi. Bu belgelerde Mahmut Arslan’ın

Barzani’nin şirketleri ile ticaret yaptığı gibi şeyler vardı.

Kendisine şunları söyledim: “Bunlarla ortalığı germenize gerek yok. Mahmut Arslan’ı herkes bilir, belge diye gösterdiklerin anlamsız şeyler”

MHP’li konuğum, bu sözlerim üzerine aynen şunları söyledi: “Sen ne diyorsun be kardeşim, bu belgeler benim için hazine, ben bunu elbette kullanacağım..”

Sonra mı?

Seçime yaklaşırken, Mahmut Arslan’ın “Kürt ve PKK’lı, Barzani ile ticari ilişkiler içinde olduğu yolundaki imzasız broşürler kentin her tarafında dağıtıldı..

MHP içindeki bu kanadın, bu tür propagandalarla, seçmenleri kendi adayları Behiç Çelik’ten uzaklaştırıp, Macit Özcan’a yönelttiklerinin farkında olup olmadıklarını bugün de bilmiyorum.

“Kürt destekli Fikri Sağlar” ve “Sözde Barzani’nin ortağı AKP adayı Mahmut Arslan”, ikisi birden Mersin için müthiş bir “Kürt tehdidi” oluşturuyorsa ve MHP’li seçmen, kendi Büyükşehir adayının seçimi alacağına inanmıyorsa,yapabileceği en iyi tercihi, seçimi alabilecek olan CHP adayına oy vermek olacaktır.

Ve bundan daha doğal bir siyasi ortam olamazdı…

Evet, Dehap içinde Fazıl Türk’ü tasfiye eden her kimse, benim tahminim, bir biçimde MHP içinde de etkili oldu ve sonunda ortaya böyle manzaralar çıktı.

Bütün bunların siyasi-psikolojik yansıması “yerli, Anadolu alevisi, arap” bağlamında doğal seçmen ittifakının oluşması idi.

AKP’DE DE BİR ŞEYLER OLDU

En ilginç gelişme ise AKP’nin o günkü il ve merkez ilçe teşkilatlarında oldu.

Belki de aynı el AKP içine uzanmıştı..

Çünkü Mahmut Arslan’ın AKP’nin Büyükşehir adayı olacağı söylentileri ortaya çıkmaya başladığı andan itibaren, şu anda isimlerini açıklamak istemediğim AKP yöneticilerinin hemen tamamım, “Arslan olursa, biz çalışmayız, oyumuzu başka partiye veririz” şeklinde bir propaganda süreci başlattılar.

Arslan’ın adaylığı kesinleştikten sonra da bütün bu yöneticiler hem Arslan aleyhine propagandalarını hızlandırdılar hem de örgüt yöneticisi olarak siyaset sahnesini terk ettiler.

Bütün bu gelişmeleri nasıl okumaıyız: Gizli bir elin, önce Dehap, sonra MHP sonra da AKP içine uzanarak, siyaseti dizayn etmeye çalıştığı şeklinde mi ? Yoksa her şeyin tesadüflerle oluştuğunu mu söylemeliyiz.

1999’de yaşanlar ve sonrası gelişmeleri anlatmamın nedeni de 2004’deki bu sahneleri analiz etmeye yardımcı olması açısındandı.

Yorum ve analiz sizin.

Ben sadece, yaşananları alt alta sıraladım..

2004 seçimlerinin sonucu bildiğiniz gibi, Toslarda MHP’ye oy veren MHP’li seçmen, Büyükşehir’de CHP adayına oy verdi.

Ya da Büyükşehir’de CHP’ye oy veren CHP’li seçmen, Toroslar’da MHP’ye oy verdi.

Bunun nedeni, CHP’nin Toroslar adayının da Kürt ve Alevi olmasıydı.

Başından bu yana dile getirdiğim “Kürt tehditi” senaryosu, ne yazık ki Toroslar’da CHP’nin aleyhine döndü. CHP seçmeni bu nedenle kendi adayı Sinan Koç’a değil, MHP adayına oy verdi.

AKP’li seçmenin büyük bir bölümü zaten Büyükşehir ve alt belediyelerde CHP ve MHP’ye verdi.

ADİL AKTAY NASIL İKNA OLDU

2004 seçimlerine doğru Avukat Adil Aktay, CHP’den Büyükşehir aday adayı olarak müthiş bir çalışma yürütüyordu.

Macit Özcan henüz CHP’ye üye olmamıştı.

HerkesAdil Aktay’nı Büyükşehir adayı olabileceğini konuşuyordu.

Ancak ne olduysa oldu, Macit Özcan CHP’ye geçti ve Büyükşehir adaylığı garanti şeklinde kulislerde konuşulmaya başlandı.

CHP genel merkezi yaptırdığı birkaç ankette Macit Özcan’ı çok ilerde olduğunu ve bu nedenle aday göstereceğini ilan etmişti.

Adil Aktay’ın 10 bin kişiyi bulan örgütlenmesi çok dikkat çekmişti.

Bu durumda bir yolu bulunup, Adil Aktay ikna edilmeliydi.

Bulunan formül, Aktay’a Tarsus adaylığının verilmesi olmuştu.


böylece Adil Aktay ve etkilediği kitle CHP’ye çalışmaya devam etmişti.

Mersin’deki CHP adayları Toroslar hariç seçimi kazanmışsa, Adil Aktay ekibinin canla başla CHP’ye çalışmalarının da altını çizmek gerekiyor..

BÖLÜM 5

MERSİN NORMALLEŞTİ

Çünkü her iki seçim de siyaset yarışı, proje yarışı değil, alt kimlikler ve abartılı tehdit ve tehlikeler öne çıkmıştı.

Bundan dolayı da genel seçimlerde etkili olana kimi partiler, belediye seçiminde etkili olamadılar.

29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde ise böyle bir tablo görünmüyor..

Tahmin ve beklentimiz, seçim süreci başından sonuna kadar doğal seçim sürecinde geçecek.

Bunu da Mersin için çok olumlu görmek lazım.

Yani, yıllar sonra ilk defa, Mersin siyaset gündemi NORMALLEŞİYOR.

Niçin Normalleşti?

Normalleşmeyi sağlayan başlıca gelişmelere nelerdir?

BÜYÜKŞEHİR’İN SINIRLARI GENİŞLEDİ.

2004’de çıkan yasa ile Büyükşehir’in sınırları genişledi. Gözne, Huzurken, Tece Hattı Büyükşehir’in içine girdi.

Bu durumda sadece seçmen sayısı artmadı, seçmenin profili de önemli oranda değişti.

Dolayısıyla 1999 ve 2004 seçimlerinin temel gidişatını belirleyen Kürt partisinin, Büyükşehir’de hiçbir iddiası kalmadı.

Bu durum, Mersin siyasetinin normalleşmesinin en önemli etkeni oldu.

Artık, hiç kimse, açık ve gizli olarak “Kürtler geliyor” üzerinden siyaset yapamıyor.

Kimse, seçmeni korkutarak, siyasi yönünün değişmesini sağlayamayacak..

DTP KENDİ TABANINDAN KOPUYOR

İkincisi, DTP her geçen gün kendine oy veren tabandan koptu.

Bunun ilk işareti, 2004 yılında Büyükşehir’de 56 bin oy kullanmalarına rağmen, üç yıl sonra yapılan, 2007 genel seçimlerinde, üstelik seçmen sayısının artmasına rağmen 38 binlerde kalmışlardır.

Yani, Mersin’deki Kürt yurttaşlar, her geçen gün DTP’den uzaklaşmıştır.

DTP’NİN AKDENİZ’DE DE İŞİ ZOR

DTP’nin en güçlü göründüğü ilçe olan Akdeniz’de de durumu çok zorlaşmıştır. İlçe olması ile birlikte Deliçay’ın öteki tarafındaki belde ve köyler Akdeniz’e bağlanmıştır. Bu da hem seçmen sayısını arttırmış hem de seçmen profilini değiştirmiştir.

DTP’nin bırakın Büyükşehir belediyesini, Akdeniz ilçesini bile alması çok zora girmiştir.

Bu gelişmeler,Mersin yerel seçimlerinin bir nevi özgürleşmesi ve her türlü korkularda uzak bir ortamda geçmesini sağlayacak diye tahmin ediyorum..

BÜYÜKŞEHİR’DE 4 AKTÖR VAR

Bu açıklamadan sonra, önümüzdeki seçimlerde siyasi partilerin seçimlere nasıl hazırlandıklarını, iddialarını, aday şablonlarını incelemek istiyorum.

Öncelikle şunu belirtmek isterim: Mersin seçimlerinde dört önemli oyuncu var. Birincisi elbette Macit Özcan, ikincisi AKP, Üçüncüsü MHP ve dördüncüsü de Adil Aktay( ve tabi Adil Aktay DSP’den aday olursa DSP)

Büyükşehir ve ilçe beledi başkanlığı seçimleri bu dört oyuncunun birbirlerini kollayarak oluşturdukları strateji ve taktiklerin yarışı sonunda kazanılacaktır.

BİR HATIRLATMA

Tekrar bir hatırlatma yapmak zorundayım. Az önce söylediğim gibi DTP’nin Büyükşehir ve Akdeniz için tehdit olmaması, Mersin siyasetini normalleştirecek.. Ama aslında buna rağmen de siyaset uzun bir süre yine alt kimlikler üzerinde gidecek.

Çünkü halen siyasi partiler örneğin Toroslara “yerli aday”, Akdeniz’e “Kürt ya da Arap” aday, Yenişehir’e “Anadolu Alevisi” gibi değerlendirmeler üzerinden aday belirlemeye çalışmaktadırlar.

Bu da aslında Mersin siyasetinin çok önemli bir ayıbıdır.

Siyasi partiler zihin yapılarını değiştirmedikleri sürece, böylesine alt kimlik siyaseti Mersini esir almaya devam edecektir.

Yani DTP tehlikesi olmamasına rağmen, halen alt kimlik siyasetinin etkili olması ve bunun tüm partilerde olması, gerçekten üzücüdür.

CHP’NİN DURUMU

Şimdi siyasi partilerin Büyükşehir ve ilçe belediyeleri için adaylarını nasıl belirleyecekleri ve seçimdeki şanslarını inceleyebiliriz.

Elbette önce CHP’den başlamak gerekiyor.

CHP’nin Büyükşehir adayı’nın Macit Özcan olduğu herkesçe kabul edilen bir senaryo.

Dolayısıyla Macit Özcan olmayabilir, şeklinde son günlerde piyasaya sürülen görüşlerin siyaseten hiçbir değeri olmadığını belirtmek isterim.

Macit Özcan’ın oyunun CHP’den çok fazla olduğu bir gerçek. 10 yıllık belediye başkanlığı döneminde hem çok iyi tanındı hem de yapılan bir çok icraatın çok iyi reklamını yaptı.

Ayrıca 2004 seçimlerinde olduğu gibi CHP’li olmayan seçmenlerinde gönlünü kazanmış durumda.

Bu bakımdan CHP’nin Macit Özcan’dan başka bir arayışa yönelmesi siyaseten doğru değildir.

Burada şu soru akla geliyor, iyi de o zaman niçin Macit Özcan aday olarak halen ilan edilmedi?

Kimi gözlemciler, buradan hareketle Macit Özcan’ın durumu garanti değil diyor.

Buna katılmak mümkün değil..

CHP Karayalçın’ın dışında şu ana kadar kimseyi açıklamadı. Ayrıca, Mersin için, Macit Özcan’ın dışında bir seçenek ortada yok.

Dolayısıyla CHP’nin Büyükşehir adayının Macit Özcan olduğu, olacağı kesinleşmiş gibi..

İLÇELER İÇİN MACİT ÖZCAN DAMGASI

İlçe belediye başkan adaylarının belirlenmesinde Macit Özcan’ın belirleyici bir konumda olduğunun da altını çizmeliyiz.

Çünkü, Büyükşehir’in riske atılmaması için, Macit Özcan’ın olur dediği kişilerin aday olmasını tercih edecektir CHP genel merkezi.

Bu durumda İbrahim Genç ve Kenan Yücesoy’un yeniden aday yapılacaklarını düşünüyorum.

Toroslar ve Mezitli için de Macit Özcan tarafından onaylanmış kişilerin aday yapılacaktır.

Mezitli ve Toroslar, Macit Özcan ve CHP için hayati önemdedir.

Çünkü, bu sefer, MHP ve AKP tabanından daha önce bahsettiğim nedenlerle oy alma alınması durumu olmayacaktır.

Bu bakımdan Toroslar’da MHP’ye giden CHP oylarının bir biçimde CHP’ye çekecek ve hatta, AKP ve MHP’den oy getirebilecek bir aday tiplemesi öne çıkarken, aynı durum, Mezitli’den MHP’den AKP’den oy getirmesi muhtemel adayın öne çıkarılmasından geçmektedir.

FARUK AKAR’IN GÖREVDEN ALINMASINASIL ETKİLEYECEK

CHP’li belediye başkanları ile istifa eden il yönetimi, ne yazık ki yerel seçim öncesi, partide kara delik açılmasını kendi elleri ile sağlamışlardır.

Faruk Akar’la bir biçimde uzlaşmayı deneyip, Örneğin Mezitli ve Trosolar üstünde uzlaşsalardı, Şimdi yaşananların hiç birisi olmayacaktı.,

Şimdi yaşanlardan kaset ettiğim şu:

Faruk Akar’ın görevden alınması ile birlikte, Mersin kamuoyunda çok olumsuz gelişmelerin kapısı açıldı.

Seçimle gelmiş il başkanını görevden aldılar şeklindeki propaganda CHP tabanında etkili olmaya başladı.

Bu durum sinerji yaratarak giderek büyüdü.

CHP il yöneticileri bunu kabul etmeseler de, koca bir harekete dönüştü.

Bunun bir nedeni de genel merkezdeki çekişen taraflardan birinin yanında yer alması idi.

Yani aynı günlerde ortaya çıkan genel merkezdeki “ekip tartışmaları” Mersin’deki muhalif hareketi birden bire güçlendirdi.

ÖN SEÇİM TALEPLERİ

Öyle bir hal aldı ki “adaylar ön seçimde belirlensin” talebi geniş yankı uyandırmaya başladı.

Mersin’deki ön seçim talep eden hareket, genel merkezde daha etkili olur ve örneğin ilçeler için, adayların ön seçimde belirlenmesi gibi bir sonuç çıkarabilirler mi?

Şimdilik zayıf ihtimal olarak görüyorum.


Her şey genel merkezdeki güç dağılımı ile alakalı.

TOROSLAR ADAYI ÖNEMLİ

CHP’nin Toroslar’da çıkaracağı aday Mersin seçiminin kaderini etkileyecek üç önemli gelişmeden birisi.

Diğer ikisi Akdeniz’de DTP adayı Fazıl Türk’ün olması ve Adil Aktay’ın yönü

Bence bu üç gelişme, Mersin’deki seçimin kaderini belirleyecektir.

CHP’nin Toroslar adayı, MHP adayı Hamit Tuna’ya giden, gidecek olan CHP oylarını engeller ve CHP’ye döndürse, Hamit Tuna’nın işi çok zora girer. CHP adayı belki Torosları kazanamaz ama Hamit Tuna’ya da kazandırmaya bilir. 22 Temmuz seçimlerinde zaten birinci parti olan AKP adayı seçilmesini garantiler.

Bu gelişme Büyükşehir’e nasıl yansır, şimdiden kestiremeyiz, ama MHP’nin Büyükşehir adayı için çok büyük bir olumsuzluk olabilir.

Mersin haber

Pazar, Kasım 16, 2008

HABER GALERİ

Mersinhaber.net
Mersinhaber.NET | Mersin'den ve dünya'dan haberiniz olsun!
mersinhaber.net@gmail.com Mersin haber